AnasayfaFirma Rehberi Hal RehberiSeri ilan Foto Galeri Web TV RssYazarlarE-GazeteWebmailİletişim 22 Ocak 2018 Pazartesi 23:42
İLÇE BİLGİLER RESMİ KURUMLARBELEDİYELERMAHALLE & KÖYLERİMİZEĞİTİM SAĞLIKESNAFLARIMIZ

BUCAK HAVA DURUMU

BUCAK

Sia Antik Kenti Ve Hidrografik Tipoloji Konumu Taştandam Karaot 
Bucak Burdur Sia Ören Yeri, Karaot Köyü’nün yaklaşık 1,6 km. doğusunda, günümüzde sık bir ormanlık alanla kaplı olan Taştandam tepesinde yer alır. Kent 1889 ve 1890 yıllarında yürüttüğü araştırmaları 1891 ve 1892 yıllarında iki bölüm halinde yayınlayan Edward V. Berard tarafından keşfedilmiş ve Osiènoi olarak tanımlanmıştır. George Bean 1954 yılında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün daveti üzerine Burdur Belediyesi binasında incelediği yazıtları yayınlamış ve ardından bölgede birtakım araştırmalar yapmıştır. Kendisi bu araştırmaları neticesinde William Mitchell Ramsay'in 1893 yılında, Bérard tarafından belirlenen kentin Karaot yakınındaki kalıntılar olduğunu farketmesi, sonrasında da Osia olarak yorumlamasına ve aynı zamanda Hierokles'in Synekdemos adlı kitabında yer alan Sia'ya daha yakın olmasına dayanarak bu ismi tercih ettiğini belirtir. Bölgeye daha sonraki yıllarda gelen araştırmacılar da kenti aynı adla, Sia olarak anmaya devam etmişlerdir. Sia kenti ve hinterlandında bugüne değin herhangi bir arkeolojik kazı yapılmamış, bölgede en yoğun araştırmalar “Pisidia Survey Project” kapsamında Exeter Üniversitesi'nden Stephen Mitchell tarafından gerçekleştirilmiştir. Mitchell 1982 yılında Pisidia Antiokheia'sında araştırmalarına başlamıştır. 1995 ve 1996 yıllarındaki son iki sezonda ise Sia ve civarında yürüttüğü çalışmalarına odaklanmış ve toplamda 11 dönem süren Pisidia Yüzey Araştırmaları'nı tamamlamıştır. Araştırmalarının sonucunda Mitchell, Sia’nın “arkeolojik açıdan Pisidia'nın en iyi korunmuş şehri” olduğunu iddia eder. Stephen Mitchell aynı raporun konumuzla ilgili olan bölümünde kentte yoğun bir iskân gözlemlediğini, şehir dışındaki alanlarda sistemli bir araştırma yapamamakla birlikte kentin periferisinde dört adet köy yerleşimi ve dağınık gruplar halindeki konut kalıntıları saptadıklarını belirtir. İncelenen su yapısı araştırma sonrası rapor ve yayınlarda yer almadığından bahsi geçen dört adet köy yerleşimi ya da dağınık gruplar halinde saptanan evlerle ilişkisi hakkında bir yorum yapmak mümkün değildir. Su yapısı Sia antik kentinin 3,2 km. kuzeyinde, mermer ocağının 200 m. doğusunda, orman yolunun güneyinde 877 m. Rakımda bulunmaktadır. Taşlık olmasına rağmen yoğun bitki örtüsüyle kaplı olan bu arazide dağınık şekilde gözlemlenen çok sayıda kalıntı burasının bir çiftlik yerleşiminden çok Sia'ya bağlı bir kome (köy) olabileceği izlenimini uyandırır. Yakınlarda herhangi bir suyolu henüz bulunmadığından söz konusu sarnıcın yağmur sularıyla beslendiği ve bitişik olarak düzenlendiği, kuzeydoğu-güneybatı istikametinde, büyük bloklardan örülü yan duvarları batı ve doğudan yaklaşık 15,4 m., diğerleri ise 16,5 m. uzunluğunda bir yapı ile yaklaşık 7 m. güneydeki daha büyük ölçülerde, 18 m. x 16 m., bir diğerinin su ihtiyacını karşılama amacına yönelik olduğu fikri ortaya çıkmaktadır. Konut olarak kullanılması muhtemel bu yapılar arazinin yüksekte kalan kesiminde konuşlandırılmışlardır. Sarnıç yapısı uzun kenarları eğmeçli dörtgen bir forma sahip olup ana kayadaki bir yarığın yontularak genişletilmesi ve daha kısa olan kuzey ve güney uçlarına farklı ölçülerde taşlardan duvarların örülmesiyle inşa edilmiştir. Toplam uzunluğu 12,8 m. olup en geniş kesiminde eni 3,52 m.'ye ulaşır. Zemini toprak ve moloz kaplı olup derinliği yaklaşık 4,7 m.'dir. Bu ölçülere göre hesaplandığında dahi 200 Metre küpün üzerinde bir su depolama kapasitesine sahip olduğu görülür. Kısa kenarları oluşturan duvarlara paralel olarak, güneydekine 7,1 m. mesafede kuzeydoğu-güneybatı yönünde örülen 0,82 m. eninde ve 4,82 m. yüksekliğinde bir duvar ile iç kısmı iki bölüme ayrılır. İçerisine rezervuar bölümünün kazıldığı ana kayanın doğu kenarı sarnıcın en üst seviyesinden 3,25 m. Daha yükseğe ulaşarak kuzey yönünde yaklaşık 5 m. daha devam etmektedir. Sarnıcın kuzey duvarının üst kenarına yaklaşık 1 m. mesafede, kuzeyde, 85 cm. yüksekliğinde, büyük bloklardan örülü başka bir duvar kalıntısı bulunur. Bu bölümün kısa kenarları olarak örülen iki duvar arası mesafe 4,9 m.'ye ulaşırken kuzeydekine yakın kısımda genişlik 3,52 m.’ye düşmüştür. Sarnıcın ana kayadan oluşan doğu duvarı, ortadaki duvara Yaklaşık 1,5 m. mesafeden itibaren doğuya kavis yaparak kuzeye doğru çeyrek daire formunu alır. Depolama kapasitesini arttırmak amacıyla ana kayanın aynı şekilde tıraşlandığı örneklere başka sarnıçlarda rastlansa da üzeri sıvayla kaplı olduğundan bu genişlemenin doğal ya da sonradan olduğunu kestirmek güçtür. Kaplamanın tahrip olduğu kısımlarda duvar üzerindeki küçük yarıkların da moloz taşlarla, pişmiş toprak kiremitlerle ve harçla doldurulduğu, ardından üzerlerinin su yalıtımını sağlamak amacıyla kırmızımsı hidrolik bir sıvayla kaplandığı görülür. Bu sıvanın doğu duvarının kuzey yarısı üzerinde kalan tabakaları iyi bir durumda koruna gelmiştir. Sıvanın üst hizasında sarnıcın kuzeyinde kalıntıları bulunan duvara kadar uzanan bir iz bulunmaktadır. Bu izin devamında, ortadaki duvarın kuzey yüzeyinin 75 cm. üstünde, ana kayaya taban genişliği kuzey-güneyden yaklaşık 25 cm., derinliği doğu-batıdan 30 cm., kenar yüksekliği ise 35 cm. olan küp kesiti biçiminde bir yuva açılmıştır. Yüksek kenardan güneye doğru, merdiven basamağına benzer biçim verilmiş, ölçüleri ilkinden daha küçük ikinci bir yuva bulunmaktadır. Batı duvarının üst kenarında, yine ana kayaya U şeklinde tıraşlanmış bir başka yuva belirlenmiştir. Buradaki yuva, doğu duvarındakilerden daha yüksekte ve yaklaşık 90 cm. kuzeyde bulunmaktadır. Sarnıcın güneyde kalan bölümünün kuzeydekinden daha uzun ve dar olduğu gözlemlenmiştir. Yapıyı ikiye bölen duvar ile alt kısımları zarar görüp kısmen yıkılan moloz taşlarla inşa edilmiş güney duvarı arasındaki mesafe 7,15 m. iken ortalama genişlik 2,85 m. civarındadır. Buradaki açıklıktan içeride biriktirilen suyun sarnıcın duvarlarına uyguladığı basınca karşı direnci artırmak amacıyla güneyde en az bir kat daha duvar örüldüğü görülmektedir. Batı duvarının kuzey kesiminde bulunan yarık da ilk bölümde olduğu gibi küçük ölçekli taşlarla, pişmiş toprak kiremitlerle ve harçla kapatılıp üzeri kırmızımsı renkli bir sıvayla kaplanmıştır. Tam karşısına denk gelen seviyede, ana kaya üzerinde duvardan süzülen suların sebep olduğu mikrokarstik şekiller, lapyalar görülür. Yapının içerisindeki ara duvar kısa kenarlara paralel bir biçimde, orta ölçekli moloz taşlarla ve 82 cm. kalınlıkta örülmüştür. 4,82 m. yüksekliğindeki orta kısmı zarar gören üst kenar sarnıç ve zemine göre daha üst bir seviyeye ulaşmaktadır. Dökülen taşlara rağmen orta kısımda, duvarın üst kenarının yaklaşık 1 m. altında, kenarları 50 cm. uzunluğunda kare formlu bir açıklık bulunmaktadır. Bu açıklığın 1 m. altında, doğudaki ana kayaya yakın, iki adet daha küçük ölçülerde yine kare formlu delikler açılmıştır. Duvarın batıda ana kayayla birleştiği yerde, bilhassa köşelerde kırmızımsı renkli hidrolik sıva kalıntıları tespit edilmiştir. Ortadaki duvar hizasında arazi zemininden yaklaşık 2 m. daha yükseğe çıkan ve sarnıcın batı duvarını oluşturan ana kayanın yüzeyinde kuzeydeki bölüme dikey inen bir kanal kazılmıştır. Ana kaya üzerindeki yarık ve oyukların doldurulup tıkanması ve buna ek olarak duvarların içeriğinde kiremit tozu bulunan sıvayla kaplanması yapının su tutmaya yönelik işlevi konusunda en ufak bir şüpheye yer bırakmamaktadır. Rezervuar bölümünün ana kaya boyunca daha üst bir seviyeye çıkarılmadan zemin seviyesinde bırakılması sadece çatıdan gelen yağmur sularını değil, aynı zamanda yüzeyden elde edilebilecek suyu da sarnıçta toplamak için olmalıdır. Ana kayanın her iki uçtan itibaren daralarak ilerlemesi sarnıç gövdesinin insan eliyle yarığın her iki kenarındaki gerekli görülen kısımlarının tıraşlanarak genişletilmesi sonucu düzenlendiğine işaret eder. Küçük ve orta ölçekli sarnıçlarda duvarlar genelde üst kısımlara doğru daralırken söz konusu yapıda bu durumun tam tersine, yukarıya doğru genişlemenin izleniyor olması kapasite arttırma amaçlı bir düzenleme olarak açıklanabilir. Taban genişliği yaklaşık 30 cm. olan karşılıklı yerleştirilmiş bu yuvaların işlevleri kesin olarak bilinmemekle birlikte iki farklı olasılık söz konusudur: Sarnıçların üstünü örtmek12 sadece ısınma ve buharlaşmaya karşı alınmış bir tedbir olmakla kalmaz aynı zamanda insan ve hayvanların kazayla içine düşme riskini ve rüzgârın sebep olabileceği toz, toprak, polen vb. kirliliği de önlemiş olur. Ana kayanın oluşturduğu uzun kenarlar üzerinde açılan yuvalar yapıyı örtme amacıyla tasarlanmış ve yüzeyi tek bir eğik düzlemden oluşan, günümüzde sundurma çatı olarak adlandırdığımız bir uygulamaya ait olabilir. Basamak biçiminde oyulan yuvalar ve de sarnıcın kuzeyinde bulunan duvar seviyesiyle uyum sağlayan, sıvanın da hemen üstünde yer alan iz burada bir âşık (çatıda kullanılan tahtalar) olduğunu düşündürmektedir. Antik kaynakları inceleyen Anastasios Kimonos Orlandos o dönemlerde farklı amaçlar için çok çeşitli ağaç türlerinin kullanıldığını ve bu ağaç türlerinin de aynı sertliğe sahip olmadıklarının bilindiğini belirtir. Bu kapsamda da taşıyacakları yük, kullanılacakları mesafe gibi faktörlerin yanı sıra suya dayanıklılıkları, nem ya da kuraklığa karşı verdikleri tepkiler ve higroskopik yani nem emici özelliklerinin malzeme seçimi konusunda kriter oluşturduğunu ortaya koyar. Yine aynı araştırma içerisinde yapıları örterken kullanılabilecek ahşap malzemeler için Pisidia Bölgesi'nde de sıklıkla yetişen ağaçların bir listesini verir; Mantar Meşesi, Göknar, Zeytin, Yabani İncir, Sedir, Keçi Boynuzu, Selvi, Dişbudak, Avrupa Kayını, Çam, Karaağaç, Dut ve Ihlamur üzerine yerleştirilen kaplama ya da Pompeii yakınlarında bir çiftlik evinde görüldüğü gibi üstü harç ile kaplı tahta plakaları taşıma amacıyla yerleştirilen örneklerine benzer buluntulara, organik yapı elemanlarının binlerce yıllık zaman sürecinde bölgenin iklimine ve doğal koşullarına dayanamadıklarından dolayı şu ana kadar bölgede ve kentlerde yapılan kazılarda rastlanılmamıştır. Bununla birlikte ileride yapılacak temizlik ya da kazı çalışmaları sonrasında, bulunduğu takdirde çatı kire-mitleri, diğer kentlerde de olduğu gibi yapının üstünün ne şekilde örtüldüğü konusundaki bilinmezliklerin ortadan kalkmasına katkıda bulunabilir. Gözardı edilmemesi gereken bir diğer olasılık ise, karşılıklı yerleştirilen yuvaların sarnıç içerisinde biriktirilen suyun çekilmesi için hazırlanan bir sistemi taşıyor olabileceğidir. Ağaç, metal, taş malzeme ve kimi zaman da hepsinin karışımından oluşabilen, kuyu bileziği üzerine ya da etrafına yerleştirilen bu sistemlere ait örneklere Akdeniz havzasındaki farklı bölgelerde Serjilla, Termessos, Delos, Pergamon, Lixus gerçekleştirilen arkeolojik kazılar esnasında rastlanmaktadır. Sarnıcın batı duvarını oluşturan ana kayada saptanan dikey kanal Termessos hamam gymnasion'una bitişik yapının doğu duvarının batı yüzeyinde yeralan ve CV 4 olarak adlandırılan strüktürle dikey kanal aynı özelliklere sahiptir. Birçok kentte, duvarı oluşturan büyük blokların yüzeyine açılan kanal veya oluklara ya da daha küçük boyutlu taşlardan örülü duvarların içerisinde hazırlanan yuvalara yerleştirmek suretiyle dikey olarak düzenlenen borular çeşitli amaçlar için kullanılıyor olsa da burada söz konusu olan, hiç şüphesiz, çatıdan gelen yağmur sularının sarnıcın kuzey bölümüne aktarılmasıdır. Yüzeyde bulunan sular da büyük bir olasılıkla sarnıcın kuzeyinde bulunan aralıktan bu bölüme taşınmakta, burada arıtıldıktan sonra güney bölüme iletilmektedir. Vitruvius'a göre bu çeşit sarnıçlarda suyun arıtılması işlemi şu şekilde gerçekleştirilmekteydi; Zeminin sert ya da damarların fazla derinde olduğu durumlarda su temini çatılardan ya da yüksek yerlerden toplanarak sarnıçlarda biriktirilerek sağlanabiliyordu. Duvarlar tamamlandıktan sonra içeride bulunan toprak temizleniyor, zemin yüzeyi düzleştirilip aynı harç ile sıvanıyor ve ardından gereken kalınlık elde edilene kadar dövülüyordu. Sarnıç iki ya da üç bölüm olarak inşa edildiği takdirde, su bir bölümden diğerine geçerken içerisinde bulunanlar dibe çökerek, berraklaşıyor ve içimi daha hoş olurdu. Böylelikle, doğal tadını koruyup herhangi bir kokusu olmayacağından içerisine tuz katıp temizlemeye de gerek kalmıyordu. İki bölüm arasında bulunan duvar üzerindeki delikler bazı yapılarda karşımıza çıktığı gibi iskele kurmak amacıyla değil suyun içerisinde bulunan partiküllerin dibe çökerek temizlenmesinin ardından diğer tarafa nakli içindir. Benzer bir sistem Termessos agora'sında bulunan D6 sarnıcının güney ve orta bölümleri arasında da yer alır. Kanallarla yağmur sularının iletilip toplandığı ilk bölümde su seviyesinin azaldığı durumlarda, arada örülü duvar üzerinde daha düşük seviyelerdeki delik ya da deliklerin açılmasıyla su aktarımının belli bir miktara kadar kesintisiz olarak devamı sağlanmıştır. Mimari açıdan ele alındığında sarnıcın doğu duvarıyla binanın batı duvarının aynı ana kayadan meydana gelmesi her iki yapının birlikte tasarlandığını gösterir. Böylelikle ana kayadaki yarığın kazılarak genişletilmesi sonucu sarnıcın rezervuar bölümü ortaya çıkarken elde edilen taş malzeme de bina yapımı için gereken inşa malzemesi ihtiyacını karşılamış olmalıdır. Sonuç olarak sarnıcın bağlı olduğu yapı grubu Pisidia ve Lykia bölgelerinde çokça karşılaşılan çiftlik yerleşimlerini andırıyor olsa da etrafta gözlemlenen diğer materyal kültür kalıntıları burasının birden çok mekâna ev sahipliği yaptığını düşündürmektedir. Çifte Sarnıç tipolojik açıdan incelendiğinde Pisidia Bölgesi'nde ve hatta Anadolu’da günümüze değin bir benzerinin bulunmadığı görülür. Kullanılan malzeme, uygulanan yapım tekniği ve bulunduğu kontekst kronolojik bir bütünlük içerisinde değerlendirildiğinde ise yapılış tarihi bakımından Hellenistik Dönem'e tarihlenebilir. Kullanımda kaldığı süreç boyunca birtakım değişikliklere uğradığı ve bazı düzenlemeler gördüğü de şüphesizdir. Metin Alıntı Mehmet Kürkçü Sia Taştandam, zamanında kralın askerlerine vergi vermemek, askere gitmemek ve saldırılardan korunmak üzere dağların koyağında gizlenmiş, çok bilinmeyen tiyatrosuyla, kilisesiyle kentsel ve kişisel yapılarıyla iyi korunmuş, zaman zamanla da kaçak kazılarla delik deşik edilmiş 1050 m. rakımda bir antik kenttir. Burdur'a 100 km uzaklıktaki Burdur - Antalya asfaltı üzerinde bulunan Antalya Bademağacı nahiyesinin 19 km doğusundaki Karaot köyü sınırları içindedir. Sia, çam ve karaçam ormanları içerisinde saklı durumdadır. Bir Psidia şehridir. Şehrin tepesinde Pamfilya ovasına hakim bir konumda yer alan dikkat çekici sur duvarları iki katlı kule ve giriş kapısı ile ayaktadır. Surlar tüm şehri çepeçevre sararlar. Hellenistik devire ait iki kule kalıntısı da batı kapısının her iki tarafında yer almıştır. Kalıntıları nedeniyle Taştandam denilen Sia Antik Kenti, aynı zamanda bir Pamfilya kentidir. Taştandam tepesi ile güney ve batı etekleri üzerinde kurulu kentin, kuzey, doğu ve güney kayalıkları iki üç katlı ve güçlendirilmiş surlarla çevrilidir. Eteklerinde kısmen düz ve çamlık yerler, şehrin kutsal ve nekropol alanıdır. Mezar anıtları da buradadır. Helenistik ve Roma dönemlerine ilişkin kalıntılar içeren şehir, yerleşim yerinden uzaklığı ve yolunun olmayışı nedeniyle çok iyi korunarak günümüze kadar gelmiştir.
 
114 Kere Okundu

DERYAL GÜN ISI VE GÜNEŞ ENERJİ SİSTEMLERİ
DETAY
ANADOLU GENÇLİK DERNEĞİ BUCAK KIZ VE ERKEK ÖĞRENCİ EV VE PANSİYONLARI
DETAY
LİDER YEMEK FABRİKASI
DETAY
BUCAK İŞ ELBİSESİ İMALATCISI TERZİ ŞEREF ÖZEN
DETAY
CİĞERCİ OSNAN TIKA BASA FAST FOOD
DETAY
2010 - 2013 © batiakdeniz.com Tüm Hakları Saklıdır. Hiç bir bilgi ve resim kaynak gösterilmeden kopyalanamaz. yazılım : webustasi.com